Sağanak yağış Edirne’yi vurdu

Ekim 4th, 2009 Ekleyen: admin

Edirne’de gece geç saatlerde başlayan sağanak yağış hayatı olumsuz etkiledi.

edirne

Sağanak yağış sebebiyle şehrin alçak bölgelerindeki cadde ve sokaklar göle dönerken araçlar sular altında mahsur kaldı. Bazı evlerin bodrum katlarını da su bastı. Evlerine gitmek isteyen vatandaşlar göle dönen sokaklarda suya girmek zorunda kaldı.

Gece geç saatlerde şiddetini artıran yağış sebebiyle Binevler mahallesi Sadık Ahmet caddesi üzerinde bulunan bazı evlerin bodrum katlarını su bastı, eşyalar kullanılamaz hale geldi. Evleri su basan öğrenciler, evlerine giren suları boşaltmak için çaba sarfettiler.

Privacy reklam müziği full ! ( sidekick – deep fear )

Ekim 3rd, 2009 Ekleyen: admin

Privacy parfüm reklamında çıkan reklam müziği sidekick – deep fear adlı şarkı yı dinleyip indirebilirsiniz..

Privacy reklam müziği indirmek için buraya tıklayın !

Alternatif Link 2 için buraya tıklayın!

Alternatif Link 3 için buraya tıklayın!

Trabzonspor’da Hava Kapalı

Ekim 3rd, 2009 Ekleyen: admin

Turkcell Süper Lig’de Trabzonspor, 68. dakikada bir penaltı atışını gole çeviremediği karşılaşmada, Gaziantepspor ile 0-0 berabere kaldı.

Turkcell Süper Lig’in 8. haftasında Trabzonspor ile Gaziantepspor, Avni Aker Stadı’nda karşılaştı. Karşılaşmanın ilk yarısı golsüz berabere bitti.

ts

5. dakikada Colman’ın sol kanattan kullandığı korner atışında, ceza alanı içinde iyi yükselen Gabriç’in kafa vuruşunda, top az farkla direğin üzerinden auta gitti. 10. dakikada Cale’nin soldan ortasında, ceza alanı içinde Gökhan’ın vuruşunda, top az farkla yandan auta çıktı.

22. dakikada ceza alanı içine giren Serkan’ın sert şutunda, top yan direğe çarparak oyun alanına geri döndü. Daha sonra savunma tehlikeyi uzaklaştırdı. 35. dakikada İvan’ın sol çaprazdan şutunda, kaleci Sylva’yı geçen topu kale çizgisi önünde Olcan tamamlayarak filelere gönderdi. Ancak karşılaşmanın hakemi Tolga Özkalfa, yardımcısının bayrağına uyarak ofsayt gerekçesiyle golü geçerli saymadı.

36. dakikada Tayfun’un sağdan ortasında, yakın mesafedeki Gökhan’ın yere çarptırarak yaptığı kafa vuruşunda, kaleci Mahmut topu kornere çeldi. Korner atışından gelen topu Gabriç tamamlamak istedi, ancak kaleci Mahmut meşin yuvarlağın sahibi olarak bir kez daha gol izni vermedi.

39. dakikada Selçuk’un pasında, ceza alanı içinde rakibinden sıyrılan Colman’ın şutunda, kaleci Mahmut topu çelmeyi başardı. Karşılaşmanın ilk yarısı 0-0 beraberlikle tamamlandı.

55. dakikada sağ kanatta rakiplerinden sıyrılarak ceza alanına doğru hareketlenen Umut Bulut’un ortasında, savunmanın arkasında topla buluşan Gökhan Ünal, kötü bir vuruşla meşin yuvarlağı yandan auta gönderdi.

60. dakikada soldan rakiplerinden kurtularak son çizgiye doğru hareketlenen Olcan, topu ceza alanı içindeki Da Silva’ya aktardı. Bu futbolcunun sert şutunda, savunmada Egemen’e çarpan top kornere çıktı.

68. dakikada Trabzonspor penaltı atışından yararlanamadı. Bu dakikada Colman’ın sağ kanattan kullandığı köşe vuruşunda, ceza alanı içinde Tolga, Egemen’i formasından çekip düşürünce karşılaşmanın hakemi Tolga Özkalfa penaltı noktasını gösterdi. Colman’ın, kullandığı penaltı atışında kaleci Mahmut, sağ köşesine gelen topu uzanarak kornere çelmeyi başardı.

75. dakikada Cale’nin soldan ortasında, ceza alanı içindeki Gökhan’ın kafa vuruşunda, top yandan auta gitti. 84. dakikada İvan’ın soldan ortasında, ceza alanı içinde Da Silva dokunamayınca kaleci Sylva, topun sahibi oldu. 86. dakikada Gabriç’in soldan ortasında, yakın mesafede Selçuk, topu kötü bir kafa vuruşuyla auta gönderdi. Karşılaşma golsüz beraberlikle sona erdi.

ts

Piyasalar fena karıştı: Dolar 1.50′yi geçti

Ekim 2nd, 2009 Ekleyen: admin

İstanbul Menkul Kıymetler Borsası Ulusal 100 Endeksi, 546 puan kayıpla 47 bin 258 puandan açıldı. Açılış itibari ile hisse senetleri ortalama yüzde 1.14 değer kaybetti. Sabah açılışta gösterge tahvil yüzde 8.70/8.6 seviyesinde, dolar/TL ise 1.4980/1.5020 aralığında.

kriz

ABD’de dün açıklanan ISM verilerinin beklentilerin altında gelmesi ABD borsalarının günü yüzde 2’nin üzerinde düşüşle tamamlamasına neden olurken, Asya borsalarında da satışlar bugün yüzde 2’yi aştı.

Yurt dışı piyasalardaki sert satışların haftanın son işlem gününde İMKB’ye de olumsuz yansıyacağı kesin.

Günün genelinde satıcılı bir seyir izlemesi beklenen endeksin TSİ 15:30’da açıklanacak ABD tarım dışı istihdam verilerini ve piyasalar kapandıktan sonra TÜİK tarafından açıklanacak Eylül ayı enflasyon verilerini takip etmesi bekleniyor.

PARA VE DÖVİZ PİYASALARI
Sabah açılışta gösterge tahvil yüzde 8.70/8.6 seviyesinde, dolar/TL ise 1.4980/1.5020 aralığında.

Merkez Bankası’nın son Para Politika Kurulu toplantı özetlerinde faiz indirimlerine devam sinyali vermesinin ardından gösterge niteliğinde faizler dip tazeledi. Dün faizler yüzde 8.60’a indi.

Analistlere göre, bugün açıklanacak Eylül enflasyon verisinin beklentilere paralel gelmesi halinde faizler yüzde 8.50’nin altını deneyebilir.

Piyasanın beklentisi enflasyonun yüzde 0.76 artacağı yönünde. Beklentilerden iyi gelen enflasyon verisi faiz indirim beklentilerini destekleyecek.

Dış piyasalarda yaşanan gerginlik, içerde doların güçlenmesine ve TL’nin değer kaybetmesine neden oluyor.

İstanbul serbest piyasada dolar 1,5000, avro 2,1800 liradan güne başladı.

Kapalıçarşı’da 1,4950 liradan alınan dolar 1,5000 liradan satılıyor. 2,1750 liradan alınan avronun satış fiyatı ise 2,1800 lira olarak belirlendi.

Serbest piyasada dün kapanışta doların satış fiyatı 1,4950 lira, avronun satış fiyatı ise 2,1740 lira olmuştu.

DIŞ BORSALAR FENA KARIŞTI
ABD hisse senedi piyasaların, ISM imalat endeksinin düşmesi ve işsizlik sigortası başvurularının beklentilerin üzerinde artmasının etkisi ile son 3 ayın en büyük düşüşünü yaşadı.

Düşüşte, son 7 aydır devam eden rallinin hisse senedi fiyatlarının ekonomik toparlanma görünümü aştığı endişelerinin artması etkili oldu.

JP Morgan Chase, DuPont ve American Express hisseleri en az yüzde 4.2 geriledi.

Dow Jones Sanayi Endeksi günü yüzde 2.09 kayıpla 9509.28, S&P 500 Endeksi yüzde 2.58 düşüşle 1029.85 ve Nasdaq Bileşik Endeksi yüzde 3.06 gerileyerek 2057.48 puandan kapandı.

Asya’da hisse senetleri değer kaybetti ve MSCI Asya Pasifik Endeksi bir ayın en düşük seviyesine geriledi.

Tokyo Menkul Kıymetler Borsası, kapanışta değer kaybetti.

Nikkei Endeksi, 246,77 puan (yüzde 2,47) değer kaybederek 9,731.87 puandan kapandı.

Böylece endeks 22 Temmuzdan bu yana en düşük seviyesini görmüş oldu.

Bu gerilemede ekonomik toparlanmaya yönelik endişelerin otomotiv ve madencilik sektörlerine satış getirmesi etkili oldu. Güvenli liman arayışlarına bağlı olarak hisse senedinden çıkan yatırımcılar Yen ve hazine kağıtlarına yöneldi.

Toyota hisseleri, ABD’de satışlarının gerilemesinin etkisi ile Tokyo Borsası’nda yüzde 2.9 değer kaybetti. Dünyanın en büyük madencilik şirketi BHP Billiton’un hisseleri de metal fiyatlarındaki gerilemenin etkisi ile yüzde 2.6 düştü.

MSCI Asya Pasifik Endeksi yüzde 1.9 kayıpmla 114.56 puana geriledi.

Şu sıralarda Tokyo Nikkei 225 Endeksi ise yüzde 2.35 kayıpla 9743.74 puandan işlem görüyor.

Avrupa borsalarında aşağı hareketin bugün de devam etmesi bekleniyor.

IG Markets analistleri FTSE 100′ün 31, Dax’ın 19 ve Cac-40′ın 24 puan kayıpla açılacağını tahmin ediyorlar.

Analistler, piyasa katılımcılarının piyasanın soluklanmasını, aşağı gitmesini istediği zamanların piyasa tarihinde çok az olduğunu ve şimdi de böyle bir dönem yaşandığını ifade ediyorlar.

Analistler bugün piyasaların ABD’de açıklanacak tarım dışı istihdam verilerini bekleyeğini de ifade ediyorlar.

Cimbom salladı ama yıkamadı: 1-1

Ekim 2nd, 2009 Ekleyen: admin

UEFA Avrupa Ligi F Grubu ikinci hafta maçında Galatasaray ile Sturm Graz karşı karşıya geldi. Sayısız gol pozisyonunda yararlanamayan Cim Bom müsabakadan 1-1′lik beraberlikle ayrıldı. Ali Sami Yen Stadı’nda oynanan karşılaşmada Sturm Graz’ın golü 45+1. dakikada Beichler’den gelirken; sarı kırmızılılara 1 puanı getiren gol 63. dakikada Milan Baros’tan geldi.

Grubun ilk maçında Panathinaikos’u deplasmanda 3-0 ile deviren Galatasaray, evinde oynadığı maçtan beraberlikle ayrıldı ve puanını 4′e çıkardı. İlk maçında Dinamo Bükreş’e yenilen Sturm Graz ise ilk puanını Ali Sami Yen’de aldı.

22 Ekim Perşembe günü Galatasaray sahasında Dinamo Bükreş’i ağırlarken; Sturm Graz ise Panathinaikos’a konuk olacak.

BAROS VE AYHAN’A ŞANS VERDİ

Galatasaray Teknik Direktörü Frank Rijkaard, geçtiğimiz hafta sonunda oynanan ve 1-1 sonuçlanan Eskişehirspor maçının kadrosunda rotasyon yaparak 4 oyuncuyu değiştirdi. Rijkaard, ön elemelerde Levadia ile İstanbul’da oynanan karşılaşmanın ardından ilk kez Mustafa Sarp’ı yedek bıraktı. Levadia maçında sonradan oyuna girip 17 dakika forma giyen Mustafa, 40 gün sonunda yeniden yedek soyundu. Bu futbolcunun yerine Kayserispor ile Ağustos ayının sonunda oynanan karşılaşmada sakatlanan Ayhan forma giydi.

Rijkaard, Eskişehirspor maçında yedek bıraktığı Baros’a yeniden Nonda’nın yerine ilk 11′de şans verdi. Hollandalı teknik adam, Eskişehirspor maçında formsuz gözüken Kewell’ı da yedeğe çekerken, Elano’yu bu oyuncunun yerine oynattı. Eskişehirspor maçında sol bekte oynayan Uğur yedek kalırken, bu oyuncunun yerine Hakan Balta forma giydi. İyileşen Emre Aşık da Sturm Graz maçında formasına kavuştu.

SCHILDENFELD İLK 11′DE

Türkiye’de Beşiktaş forması giyen Gordon Schildenfeld, Sturm Graz formasıyla Ali Sami Yen Stadı’nda yerini aldı.

Siyah-beyazlı kulüpteki performansı beğenilmeyen ve gönderilen Hırvat oyuncu, Galatasaray karşısında Sturm Graz’ın ilk 11′nde sahaya çıktı.

Karşılaşmaya hızlı başlayan Galatasaray, rakibinin sert savunması karşısında ilk yarıda sonuca gitmeyi başaramadı. Özellikle kanatlardan oyunu açmaya çalışan sarı-kırmızılı takım, bu bölgelerde görev alan oyuncularının yeteri kadar katkı sağlayamaması ve forvet oyuncularının etkisiz oyunu nedeniyle savunma ağırlıklı bir oyun ortaya koyan rakibi karşısında gol bulamadı.

Mücadeleye sert savunma yaparak başlayan Sturm Graz, rakibinin ilk bölümlerdeki baskılı oyununu bu şekilde engellemeyi başardı. Mücadeleci oyununu sürdüren Avusturya temsilcisi, ilerleyen dakikalarda yaptığı etkili ataklarla rakibine zor anlar yaşattı.

BİR KERE GELDİLER; GOL OLDU!

Sturm Graz karşısında girdiği pozisyonlardan sonuç alamayan Galatasaray, kalesinde gördüğü ender tehlikelerin birinde golü kalesinde gördü. İlk yarıda uzatma dakikaları oynanırken, Jantscher’in soldan ceza sahasına girerken verdiği pasta savunma oyuncularının arasında topla buluşan Beichler, yaptığı vuruşta top kaleci Franco’nun solundan ağlara gitti: 0-1

Son bölümlerde rakibinin etkili ataklarını durdurmakta zorlanan Galatasaray, 45+1. dakikada Beichler’in golüne engel olamayınca ilk yarıyı 1-0 geride tamamladı.

MILAN BAROS DA İNANAMADI

İkinci yarıya Galatasaray fırtına gibi başladı. Arka arkaya ataklar geliştiren sarı kırmızılılarda forvet oyuncusu Milan Baros müsait pozisyonda kaçırdığı golle adeta saç baş yoldurdu. 59. dakikada Keita’nın Baros’a verdiği pası Çek yıldız ceza sahası içinde kontrol etti. Rakibinden topu kurtardı ve altı pas üzerinden şutunu çekti. Önünde sadece kale olmasına rağmen Baros topu direğe nişanladı.

RİJKAARD’DAN MÜDAHALE

Galatasaray’da gelmeyen gol üzerine Frank Rijkaard oyuna müdahale etti. Orta alanda Ayhan Akman oyundan alınırken; yerine ise Avustralyalı futbolu Harry Kewell girdi.

BAROS AFFETTİRDİ: 1-1

Beklenen gol geldi! Baskı sonuç getirdi. Galatasaray 63. dakikada aradığı golü buldu. Elano’nun pasında Baros savunmanın arkasına çok iyi kaçtı. Kaleciyi de geçti ve geriye sadece ağlara göndermek kaldı. Baros 4 dakika önce yapamadığını şimdi yaptı ve skora denge geldi: 1-1

BAROS & NONDA DEĞİŞİKLİĞİ

Rijkaard son kozunu oynadı. 77. dakikada Mehmet Topal’ın yerine Mustafa Sarp’ı alan Hollandalı teknik adam, 86. dakikada ilk golün sahibi Milan Baros’un yerine ise Nonda’yı sahaya sürdü.

GOL KAÇIRMA YARIŞI

Galatasaray, Avusturya rakibi önünde baskısını artırsa da bir türlü sonuca gidemedi. Özellikle Milan Baros, bu karşılaşmada girdiği pozisyonlarda gerek son vuruşlarda; gerek yanlış pas seçimleriyle takımının öne geçmesini engelleyen isim oldu. Sabri, Keita, Kewell, Arda ve Elano ile girilen pozisyonlardan bir sonuç alınamadı. Sabri’nin ceza alanı içinden bir vuruşu direkte patlarken; Elano’nun altıpas üzerinden artistik bir vuruşu ise istediği gibi değildi.

Daum Carlos’u Neden Oynatmıyor?

Ekim 2nd, 2009 Ekleyen: admin

Carlos kontenjana takılıyor

daum

Fenerbahçe Teknik Direktörü Christoph Daum, UEFA Avrupa Ligi (H) Grubu’nda kendilerini Moldova deplasmanında zorlu bir rakibin beklediğini söyledi.

Christoph Daum, FC Sheriff Tiraspol ile yapacakları maç öncesi dün akşam Tiraspol’deki statta düzenlenen basın toplantısında, maçla ilgili değerlendirme yaparak soruları yanıtladı.

Rakiplerinin ulusal anlamda belli başarıları elde ettiğini, bundan sonraki hedefinin uluslararası başarılar olduğunu ifade eden Daum, “Bizi zor, güçlü bir rakip bekliyor. Hem fizik anlamında güçlü hem de geçmişte elde ettikleri başarılar bunu gösteriyor. Geçen yıllarda bu takım belli kriterlere göre oluşturulmuş. Ulusal başarıları var. Düşündükleri diğer adım uluslararası başarı” diye konuştu.

FC Sheriff Tiraspol’un fizik ve mücadele anlamında dikkat çeken kaliteli futbolcularının bulunduğunu anlatan Daum, rakipleri hakkında şöyle konuştu:

“Bizi 90-92 dakika baskı yapan bir takım bekliyor. Çok zor bir rakiple karşılaşacağız. Bunu biliyor ve buna hazırlıklıyız. Twente maçında gördük, herşeye daha ayrıntılı hazır olmak gerekiyor. 70-80 dakika konsantreli oynamak yetmiyor. Bunu gördük. Sonuna dek konsantre olmamız gerekiyor. Bazen 5-6 dakikada, Twente maçında olduğu gibi bir maçı verebilirsiniz.”

Güiza, Dos Santos ve Gökhan’ın sakatlıkları nedeniyle Sheriff maçında takımında zorunlu değişiklikler yapacağını hatırlatan Alman teknik adam, “Bu durumlarda güçlü olan kadromuz başarılı bir biçimde takımımızı ve kulübümüzü temsil edecektir” dedi.

“TEKNİK ADAM ENDİŞELİ OLMAMALI”

Daum, takımının kazanmakta zorlandığını, bu nedenle maç öncesi bir endişesi olup olmadığı sorusuna verdiği yanıtta, “Futbol hocası olarak hiçbir zaman endişeniz olmamalı, her zaman pozitif düşünmelisiniz” diye konuştu.

Yıllardır bu işin içinde olduğunu, bir maçın nasıl geçebileceğini, maçta neler olabileceğini bildiğini anlatan Fenerbahçe Teknik Direktörü, “Twente maçında aslında galibiyetle çıkabilirdik ama maalesef dediğimiz gibi birkaç dakika içinde 2 gol yeyip maçtan yenik ayrıldık. Ama yarın da belki performans sonuca yönelik olabilir. Sonuçta Twente maçında da sonunda kimse ’70-75 dakika iyi oynadınız’ demedi. ‘Yenildiniz’ dedi. Bu nedenle hedefimiz her zaman sonuca doğru oynamak” dedi.

“ROBERTO CARLOS KONTENJAN ENGELİNE TAKILIYOR”

Daum, bir süredir ilk 11′de forma vermediği Roberto Carlos konusundaki soru üzerine, Brezilyalı yıldızın, yabancı oyuncu kontenjanı engeline takıldığını bildirdi.

Brezilyalı futbolcunun oynamamasıyla ilgili Alman teknik adam, şunları kaydetti:

“Baş sorun aslında yabancı oyuncu kontenjanı. Yalnızca 6 yabancı oynatabilirim. Dolayısıyla 2 yabancı futbolcu yedekte bırakmam gerekiyor. Roberto Carlos’u her zaman 11′de oynatmak sorun değil. Ama maalesef Türkiye liginde kimi kurallar var, yabancı kuralı. Onun için zaman zaman kimi kişiler oynayamıyor. Daha önce Bilica’yı da yedek bırakmıştık. İyi oynamadığından değil, kurallar nedeniyle. Deivid’i de dışarda bırakmak zorundayız. Roberto’nun disiplini için hiçbir kötü şey söyleyemeyiz. Aynı zamanda performansı iyi. İyi bir karakter, takım için değerli bir futbolcu. Roberto ile çalışmak bizim için gurur verici.”

Deniz Seki serbest bırakıldı

Ekim 1st, 2009 Ekleyen: admin

Deniz Seki tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı.

deniz-seki

‘Uyuşturucu ve uyarıcı madde ticareti yapmak’ ve ‘kullanmak için uyuşturucu madde satın almak’ suçlarından yargılanan şarkıcı Deniz Seki, ilk duruşmada tahliye edildi.

İstanbul 9. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki duruşmaya, Deniz Seki’nin yanı sıra, tutuklu sanıklar Hakan Çınar, Sinan Yüksel, Mehmet Kaya, Hasan Çelik, Mehmet Rıza Doğru, Tamer Kılıç, İbrahim Kaya, Bahri Cengiz Uyaran, Fikret Bilen, Adem Çakır, Fatih Murat Tahaoğlu, Mehmet Çınar, Abdullah Haner, Miraç Gökhan Kurt ve tutuksuz sanık Mecit Çam katıldı.

8.5 ile 24.5 yıl arasında değişen hapis cezası istemiyle yargılanan şarkıcı Deniz Seki’nin, ilk duruşma sonunda tahliye edilmesine karar verildi.

Fener, Sheriff’ın rütbesini söktü

Ekim 1st, 2009 Ekleyen: admin

Uefa Avrupa Ligi H grubunda mücade eden Fenerbahçe, deplasmanda karşılaştığı Moldova ekibi Sheriff Tiraspol’u tek golle geçerek ilk galibiyetini aldı. İki takım arasında ilk yarısı golsüz eşitlikle tamamlanan maçta, sarı lacivertlilerin golü 53. dakikada kaptan Alex’ten geldi.

fb

UEFA Avrupa Ligi (H) Grubu’nda ilk maçta sahasında Hollanda’nın Twente takımına 1-0 mağlup olan Fenerbahçe, bu sonucun ardından grubundaki ilk puanlarını aldı ve 3 puana yükseldi. Sheriff ise ilk maçında S.Bükreş’e karşı aldığı beraberliğin ardından bu maçtan puansız ayrıldı ve 1 puanda kaldı.

DAUM’DAN BEKLENEN DEĞİŞİKLİKLER…

Fenerbahçe Teknik Direktörü Christoph Daum, UEFA Avrupa Ligi (H) Grubu’nda deplasmanda Moldova’nın Sheriff takımıyla yaptıkları mücadelede, sakatlıkları nedeniyle kadroda bulunmayan futbolcuların yerine, takımını beklenen değişikliklerle sahaya sürdü.

Sakatlıkları nedeniyle İstanbul’da bırakılan futbolculardan Güiza’nın yerine forvette Semih, Gökhan’ın yerine savunmanın sağında Önder ve Dos Santos’un yerine de orta alanın solunda Uğur görev aldı.

Emre’nin cezası nedeniyle ligde forma giymediği maçlarda şans bulan Mehmet Topuz, bu futbolcunun Sheriff maçında ilk 11′e girmesiyle yedekler arasında sahaya çıktı. Topuz’un yanı sıra ligde son iki hafta maçında ilk 11′de sahaya çıkan Vederson da Avrupa Ligi mücadelesinde yedek kaldı.

(A) Milli Futbol Takımı’da parmağı kırıldığı için ameliyat edilen ve yaklaşık 3 hafta takımdan ayrı kalan Önder, Gökhan’ın yokluğunda teknik direktör Daum’un şans verdiği isimlerden birisi oldu. Önder en son ligin 4. haftasında Manisaspor maçında ilk 11′de sahaya çıkmıştı.

ORTA SAHA MÜCADELESİ

Moldova’da Sheriff ile Fenerbahçe arasında oynanan UEFA Avrupa Ligi karşılaşmasının ilk 30 dakikalık bölümü, orta saha mücadelesi şeklinde ve oldukça çekişmeli geçti. Sarı lacivertli temsilcimiz, mücadelenin bu bölümüne kadar ortada Alex, solda Uğur ve sağdan Kazım ile taşınan topları hücumdaki Semih ile buluşturarak gol bulmayı amaçlarken; Sheriff ise genç ve dinamik oyuncularıyla; daha çok uzaktan şutlarla gol atmayı hedefledi.

Sheriff’in bu bölümlerindeki ataklarında Fenerbahçe savunmasının son derece riskli ofsayt taktikleri göze çarparken; sarı lacivertliler çok hızlı olan ve çabuk dinamizm kazanan bir görüntü çizen bu takıma karşı, riskli de olsa ofsayt taktiklerinde başarılı oldu.

BASKI ARTIYOR

İki takım arasında ilk 30 dakikası golsüz eşitlikle sonuçlanan ve üstünlük mücadelesinin zirveye çıktığı bu dakikaların ardından, rakibine göre bireysel anlamda daha kaliteli bir takım olan Fenerbahçe oyuna ağırlığını koymaya başladı. Sarı lacivertliler, ilk yarının son 15 dakikalık bölümünde hücuma çok adamla çıkarak gol bulmayı amaçlarken; Sheriff ise hızlı oyuncularına güvenerek ani ataklarla eksik yakalayacağı Fenerbahçe savunmasına karşı tehlike yaratmayı amaçladı. Sarı-lacivertliler, ilk 45 dakikanın ortalarından itibaren daha agresif bir mücadele ortaya koyan Sheriff’e savunmadaki dikkatli oyunuyla gol şansı tanımadı.

İlk yarıda 30 dakikalık bölümde gol yollarında zorlanan sarı lacivertli temsilcimiz, bu dakikalarda tüm hatlarıyla rakibini açmaya çabalarken; sağ ve sol kanattan gelişen ataklarla da gol tehlikeleri yaratmaya başladı. Mücadelenin 42. dakikasında sol kanattan gelişen Fenerbahçe atağında, sarı lacivertli temsilcimiz Semih Şentürk ile golü buldu ancak bu gol, ofsayt gerekçesiyle değer kazanmadı…

İlk yarıda iki takım da golü bulamayınca, soyunma odasına 0-0′lık eşitlik ile girildi.

İKİNCİ YARIDA KAPTAN DEVREDE

Fenerbahçe, kendisinden kalite olarak daha zayıf olan fakat oldukça diri bir takım görünümündeki Sheriff’e karşı ilk yarıdaki golsüz eşitliğin ardından ikinci yarıya oldukça iyi başladı. Bu yarıya sağlı sollu ataklar ve iyi hücum organizasyonlarıyla başlayan sarı lacivertliler, maçın 53. dakikasında kaptan Alex de Souza ile golü buldu. Bu dakikada gelişen atakta, Semih Şentürk sağ kulvarda topla sıfıra kadar indi. Kale sahası içinde uygun durumda bulunan Alex’e aktardı ve başarılı oyuncunun vuruşuyla temsilcimiz 1-0 öne geçti.

GOLDEN SONRA SAKİNLEDİ

Sheriff’e karşı ikinci yarıya daha istekli çıkan ve ilk 10 dakika dolmadan golü bulan temsilcimiz Fenerbahçe, 1-0 öne geçmesinin ardından daha sakin ve düşük tempolu bir oyun ortaya koymaya başladı. Ayağa paslarla rakibini kontrol altında tutan sarı lacivertliler, oyunun temposunu da eline alarak daha rahat bir futbol ortaya koymaya başladı.

Zaman zaman Emre Belözoğlu’nun uzaktan şutları, zaman zaman ise oyundan düşmeye başlayan Sheriff’e karşı hızlı ataklarla ikinci golü bulmayı amaçlayan sarı lacivertliler, savunmasında ise Bilica ve Lugano ikilisiyle rakibine geçit vermedi. Sheriff’in kaleye gelen ender şutlarında ise kaleci Volkan başarılıydı.

VOLKAN ‘GÜNÜ’ KURTARDI

Moldova’da Sheriff Stadı’nda Sheriff Tiraspol karşısında karşılaşmanın son 20 dakikalık bölümüne girilirken yavaş yavaş yorulmaya başlayan Fenerbahçe’de teknik direktör Daum’dan iki değişiklik geldi. Sağ kanattaki Kazım ve sol kanattaki Uğur Boral’ı oyundan alan Alman teknik adam, yerlerine Mehmet Topuz ve Deivid’i sahaya sürdü.

Bu değilikliklerin ardından yeniden diri bir takım görünümüne kavuşan Fenerbahçe, kalan dakikalarda rakibine karşı üstünlüğünü tam olarak sürdüremedi. Sahasında 1-0 mağlup durumda olan ve daha fazla risk alarak Fenerbahçe kalesine gelmeye çalışan Sheriff’in yarattığı tehlikelerde kaleci Volkan oldukça başarılıydı ve yaptığı kurtarışlarla takımının olası bir gol yemesini engelledi.

İki takım arasındaki mücadelede sarı lacivertli temsilcimiz son dakikaları oldukça zor geçirse de, maçtan 1-0′lık galibiyetle ayrılmayı bildi ve grubundaki ilk puanlarıyla tanışmış oldu.

Kartal Moskova’da buz kesti: 2-1

Ekim 1st, 2009 Ekleyen: admin

Ligde ve Avrupa’da oynadığı son üç maçı kaybeden Beşiktaş, Şampiyonlar Ligi (B) Grubu ikinci maçında da deplasmanda, Rus ekibi CSKA Moskova’ya 2-1 mağlup oldu.

bjk

Luzhniki Stadı’nda ilk yarısı da ev sahibi takımın 1-0′lık üstünlüğü ile sona eren karşılaşmada CSKA’nın golleri 7. dakikada Dzagoev ve 61. dakikada Krasic’ten gelirken, Beşiktaş’ın golü 90+2. dakikada Ekrem Dağ ile geldi.

CSKA Moskova çok üstün bir futbol oynamasa da galibiyete uzanmasını bildi. Bu sonuçla CSKA puanını 3′e yükseltirken, Beşiktaş ikinci maçı sonunda da puanla tanışamadı.

MÜTHİŞ BİR GOL

CSKA Moskova aradığı golü henüz 7. dakikada buldu. Hızlı gelişen ev sahibi takımın atağında genç oyuncu Dzagoev, ceza sahasına girmeden sağ ayağıyla çok sert vurdu ve top ağlarla buluştu. Bu pozisonda Rüştü’nün çabası yeterli olmadı. 1-0.

YAPMA RÜŞTÜ, ÜMİTLERİN BİTTİĞİ AN

Beşiktaş beraberlik golü için yüklendiği dakikalarda kalesinde ikinci golü gördü. 61. dakikada gelişen atakta sağ çaprazdan Krasic, Beşiktaş ceza sahasına girdi. Avrupa’nın devlerinin transfer listesinde de olan yıldız oyuncunun sert şutunda, Rüştü’nün de hatası sonucu top ağlarla buluştu. 2-0.

DENİZLİ’DEN CESUR BİR KADRO

Beşiktaş’ın, üst üste aldığı kötü sonuçlardan kurtulmak için çıktığı CSKA Moskova maçına, Mustafa Denizli hücum ağırlıklı oyunculardan kurulu bir kadro ile sahaya çıktı. Kalede deneyimli isim Rüştü’ye şans veren Denizli, savunmayı Sivok, Ferrari, İbrahim Kaş ve İsmail Köybaşı’dan kurdu. Orta sahada Ernst, Ekrem Dağ, Tello ve Holosko’ya şans veren deneyimli teknik adam ileri uçta ise Nobre ve Nihat ikilisini görevlendirdi. Mustafa Denizli, 34. dakikada ilk oyuncu değişikliğine zorunlu olarak gitti. Slovak oyuncu Holosko sakatlanınca yerini Yusuf Şimşek’e bıraktı. Yusuf Şimşek oyunda kaldığı sürede fazla varlık gösteremedi.

CSKA ZORLANMADAN

CSKA Moskova, Beşiktaş karşısında fazla zorlanmadan ilk yarıyı 1-0 önde tamamladı. 7. dakikada bulduğu golle rahatlayan ev sahibi takım, uzaktan attığı şutlarla farkı arttırmaya çalıştı. Beşiktaş ise Nobre’ye gönderdiği toplar ile beraberlik golünü bulmayı denedi. İlk yarıda kendi yarı sahasından çıkmakta zorlanan temsilcimiz, Holosko ile girdiği net fırsattan da yararlanamadı. 11. dakikada savunmanın arkasına atılan derin topu kontrol eden Holosko, ceza sahası içinde kaleci ile karşı karşıya kaldı. Holosko’nun sert şutu, kaleciye çarpıp kornere çıktı.

İYİ BAŞLADIK, KÖTÜ BİTTİ

Beşiktaş’ın, Moskova deplasmanından puan alması esasında çok zor değildi. Karşısında boğucu bir pres yapan, üst üste gol pozisyonlarına giren bir takım yoktu ancak zamansız gelen goller Beşiktaş’ın oyun sistemini alt üst etti, tıpkı ikinci yarıda olduğu gibi. İkinci yarıya hızlı başlayan ve kanatlardan yaptığı ortalarla maçta dengeyi kurmaya çalışan Beşiktaş, baskıyı kurduğu dakikalarda kalesinde golü görünce maçtan koptu. Bu dakikadan sonra CSKA çok daha rahat bir futbol sergilemeye başladı. Kalan dakikalarda Beşiktaş’ın biraz da sistemsiz baskısı mağlubiyeti engellemeye yetmedi.

ESKİ NİHAT ORTADA YOK

Beşiktaş’ın büyük umutlarla, İspanyol ekibi Villarreal’den kadrosuna kattığı eski oyuncusu Nihat Kahveci, Rusya deplasmanında da etkisiz bir futbol sergiledi. Sakatlığının da etsini atlatamadığı görülen Kahveci, zaman zaman kaleyi düşünse de şut girişimleri farklı şekilde auta çıktı. Nihat 73. dakikada yerini genç oyuncu Serdar Özkan’a bıraktı.

SON UMUT BOBO

Tesilcimizin son umudu olarak Brezilyalı golcü Bobo 76. dakikada oyuna dahil oldu. Mustafa Denizli son oyuncu değişikliği hakkında sahanın en kötü isimlerinden olan Tello’nun yerine Bobo’yu oyuna sürdü.

ÜST ÜSTE DÖRDÜNCÜ MAĞLUBİYET

Çok kötü bir süreçten geçen Beşiktaş, üst üste oynadığı dördüncü maçı da kaybetti. Ligde oynadığı Galatasaray maçı ile başlayan mağlubiyetler, Şampiyonlar Ligi’nde Manchester United ardından ligde Kayserispor ve son olarak da yine Devler Ligi’nde CSKA Moskova maçlarıyla devam etti.

Descartes Hayatı

Eylül 29th, 2009 Ekleyen: admin

Descartes

Fransız düşünür, yazar, bilim adamı ve matematikçi. Modern psikolojinin ve matematiğin kurucusu olarak kabul edilmektedir. Kendisinden sonraki bilim adamlarına ve filozoflara ilham kaynağı olan teorileriyle, bilimin günümüz seviyesine ulaşmasında büyük rol oynamıştır. Düşünsel alanda matematiksel açılımlardan yararlanarak, doğrudan ortaya çıkan ve doğruluğu tartışılmaz kesin-mutlak birtakım bilgilerin var olduğunu savunmuş; bu savını da “Düşünüyorum, öyleyse varım” şeklindeki ünlü söylemiyle ortaya koymuştur. Bilimsel devrimin baş aktörlerinden biri sayılan Descartes, “Kartezyen koordinasyon sistemi”ni (kartezyanizm) geliştirerek, özellikle düzlem geometrisinin ve matematiğin evrimsel sürecine çok büyük katkıda bulunmuştur.

Rene Descartes, 31-mart 1596 tarihinde, fransa’da, bugün kendi adıyla anılan ve Indre-et-Loire’e bağlı olan La Haye’de, varlıklı bir ailede dünyaya geldi. Doğumundan bir yıl sonra annesinin tüberkiloz nedeniyle vefat etmesinin ardından, Brittany Yüksek Mahkemesi’nde yargıç olan babası Joachim başka bir bayanla evlendi ve Descartes üvey annesi tarafından yetiştirildi. On yaşına geldiğinde, Anjou kentine bağlı La Fleche’de bulunan ve ileride avrupa’nın en iyi okullarından biri olduğunu belirteceği, Royal Henry-Le-Grand adlı bir Cizvit kolejine gönderildi. Sağlığının zayıf olması nedeniyle, öğretmenleri tarafından yatılı okuması öngörüldü. Kendisini iyi hissedene kadar yatakta kalmasına izin verildiğinden, büyük ilgi duyduğu matematik çalışmalarına ağırlık verdi. Okulda verilen eğitim Latince ve Yunanca üzerinde yoğunlaştığı için, bu dilleri iyi derecede öğrenme fırsatı oldu; dolayısıyla ilerleyen zamanlarda, eski bilimsel ve düşünsel çalışmaları incelemesinde bu eğitimin büyük faydasını gördü.

Gezmeye, yeni yerler görmeye ve yeni şeyler öğrenmeye oldukça fazla merak duyan Descartes, 1612 yılında, liseden mezun olduktan sonra birkaç arkadaşıyla birlikte paris’e gitti. Görkemli şehrin büyüsüne kapılarak, bir süre pervasızca yaşadı. Ardından, kendisi gibi matematikle ilgilenen iki arkadaşıyla tesadüfen karşılaşınca, onların şehre geliş amacına uydu ve bilimsel araştırmalara daldı. Üniversite eğitimine kadar geçen süre boyunca, özellikle arkadaşı Mersenne ile birlikte durmaksızın matematik üzerine araştırmalar, çalışmalar yaptı. Burada bulunduğu süre içerisinde, dönemin ünlü matematikçilerinden Mydorge’yle tanışması, ufkunu genişletti.

Eğitim hayatı boyunca özellikle klasik edebiyat, tarih, retorik ve felsefe alanlarında kendini geliştirdi. Babasının yönlendirmesiyle, Poitiers Üniversitesi’nin hukuk fakültesine girdi ve 1616 yılında mezun oldu. O dönemde Avrupa kaynayan bir kazan gibiydi. Her yerde dini temelli bölgesel çatışmalar vardı ve çok sayıda savunma amaçlı askeri birlikler türemişti. Bu siyasi ve toplumsal çalkantılar nedeniyle, soylu ailelere mensup gençlerin kilise ya da orduya katılması popüler hale gelmişti. Dolayısıyla Descartes da, toplumsal statüsünü sağlamlaştırmak için orduya katılmaya karar verdi. Liseden mezun olduktan iki yıl sonra, 1618′de, hollanda Prensi Orangeli William ve ülkesini İspanyol işgalinden kurtarmak için düzenlediği seferlerle ilgili heyecanlı rivayetler duyunca, macera arayışına ve gezme hevesine kapılarak, prensin davetine uydu ve oraya yerleşti. Hollanda Birleşik İller (Nassau) Prensi olan Maurice komutasındaki Protestan Flemenk ordusuna hizmet etmeye başladı.

Asker olarak kayıt olduğu bu birlikte birkaç yıl geçiren Descartes, görevi sırasında, matematik ve fizik konularındaki yaratıcı yeteneğinin farkına varmasını sağlayacak kişi olan Isaac Beeckman’la tanıştı. İlk felsefik çalışmalarından olan “Compendium Musicae”yi 1618 yılında kaleme aldı ve Beeckman’a ithaf etti. 1619 yılının Kasım ayında, almanya seyahati sırasında, fizikle ilgili problemlerin çözümünde, matematiksel bilgilerden yararlanmak üzerine kendisine ait bir vizyon geliştirdi. Descartes’ın vizyonu, insanlığın gelişimine mükemmel katkı sağlayacak bilimlerin temellerini keşfetmekti. Bu dönem, ünlü düşünürün hayatında bir dönüm noktasıydı ve analitik geometrinin gelişimi üzerine ortaya atacağı teorilerin düşünsel düzlemini oluşturduğu bir süreçti. Hayatının geri kalan bölümünü de, matematikle doğa arasındaki gizemli bağı çözmeye adayacaktı. St. Augustine’in (354-430) “özgür irade” kavramıyla ilgili de çalışmalar yapan filozof, Tanrı’nın iradesiyle eşit tuttuğu insan iradesinin, doğal bir yaradılış özelliği olarak, Tanrı’nın iradesinden bağımsız olduğunu ortaya atan teori üzerine derinlemesine düşündü.

Orange Prensi’nin hizmetinden ayrıldıktan sonra bir süre danimarka, polonya ve Almanya gibi bazı Avrupa ülkelerini dolaşan Descartes, Otuz Yıl Savaşları’nın başladığı dönemde yeniden askeriyeye döndü ve bu defa Bavyera ordusunun katolik Düküne hizmet etmeye başladı. Askeri bir görev için Ulm’de bulunduğu sırada, bilimlerin birlikteliği üzerine bir metodoloji geliştirdi. Askerlik yaşamı süresince sıcak çarpışmaya girmeyen Descartes için bu dönem, “büyük bir tembellik ve derbederlik” içerisinde, sadece düşünmeye, gezmeye, araştırmaya ve üretmeye yönelik kazançlar sağladığı bir dönemdi. Düşünsel eylemlere ve çeşitli bilimlere olan merakı gittikçe artan düşünürün en büyük amacı, dünyayı gezmek ve evrenle ilgili somut gerçeklere ulaşabilmekti. Bu yüzden hayatı boyunca pekçok yer gezmiş, orduda yer almış, bu süreçte birbirinden farklı statüdeki ve yaradılıştaki insanlarla uyuşmaya çalışmış, birçok konuda deneyim kazanmış ve kendini değişik koşullarda test etmişti. 1619 yılının Kasım ayında, şömineli sıcak bir odada, ileride üstüne simgesel anlamlar yükleyeceği ve yaşamının dönüm noktası olarak değerlendireceği ünlü rüyasını gördü.

1621′de, askerlik görevine Macaristan İmparatorluk ordusunda devam etmeye başladı. 1622 yılında, Fransa’ya geri dönerek Paris’e yerleşti; bir süre de Britanny’de kaldı. Ertesi yıl ailesinin yanına Poitou’ya giderek, annesinden üzerine kalan tüm mülkleri sattı ve hayatının geri kalanını refah içinde geçirebilmek; araştırmalarını, çalışmalarını yaparken maddi sıkıntı çekmemek için tüm gelirini (27.000 livre) bonolara yatırdı. Aynı yıl İtalya’ya doğru bir seyahat gerçekleştiren düşünür, 1627′ye kadar Paris’te ikamet etti.

1628′de, Hollanda’ya geri dönerek 1649 yılına kadar, düşünsel, bilimsel ve yazınsal dehasının en verimli dönemini burada geçirdi. Özellikle matematik, geometri ve felsefe üzerine çığır açacak teoriler üretti; buluşlar ortaya koydu, ünlü kitabı “Treatise on the World”ü (Kurallar) yazmaya koyuldu. Burada bulunduğu sırada, Kardinal Berulle ile tanıştı ve düşünsel teorilerini hayata aktarma konusunda, onun zengin ufkundan yararlandı. Dğer yandan da, hiçbir zaman bağını koparmadığı arkadaşı Mersenne ile yazışarak, çalışmalarıyla ilgili fikir alışverişinde bulundu. Beeckman ile dostluğunu sürdürdü ve Mydorge, büyük Frans von Schooten, Hortensius, Huygens gibi bilim adamlarıyla iletişim kurdu.

Sonraki iki yıl boyunca, Franeker ve Leyden’de, olgunluk (matrikülasyon) üzerine düzenlenen sınavlara girdiyse de, herhangi bir derece almakla ilgilenmedi. 1633 yılında, ünlü fizikçi Galileo’nun, roma Katolik Kilisesi tarafından, dünyanın yuvarlak olduğunu iddia ettiği ve dolayısıyla kilisenin yanlış bilimsel kanılarını yıkmaya çalıştığı iddiasıyla mahkum edilmesi nedeniyle, Descartes, dört yıllık bilimsel bir çalışmanın ürünü olan “Treatise on the World”ü (Kurallar) tamamlamış olmasına rağmen, yayımlamaktan vazgeçti (Kitap ölümünden yıllar sonra, 1701′de basıldı). Aynı dönemde, “Le Mond”un taslak çalışmasını bitirdi; fakat bunu da yayımlamadı.

Descartes hayatı boyunca evlenmese de, birlikte yaşadığı ve eskiden hizmetçisi olan Hollandalı sevgilisi Helene’den, 1635 yılında Francine adlı bir kız çocuğu dünyaya geldi. Ancak, Francine’in hayatı çok kısa sürdü ve 1640 yılında, beş yaşındayken hayatını kaybetti. Bu ölüm, ünlü düşünürü derinden sarstı.

Descartes matematik ve felsefe üzerine yoğunlaşan çalışmalarının meyvelerini vermeye devam ederek, bilimsel değeri çok yüksek birçok eser kaleme aldı ve bunları yayımladı. 1637 yılında, “Söylem” adlı eserini imzasız olarak yayımladı. 1640′da ise, “Meditasyonlar”ı çıkardı. 1643′de, Utrecht Üniversitesi tarafından sakıncalı bulunan “Kurallar”, yerel otoritelerce, ateizm öğeleri içerdiği gerekçesiyle düşünürün mahkum edilmesine neden oldu. İki yıl sonra aynı üniversite, eser hakkında yapılacak tüm yanlı/yansız yorumları yasaklayarak, “nötr sansür” uygulaması getirdi. Aynı dönemde, bohemya Prensesi Elizabeth’le uzun bir zaman devam edecek olan yazışmaları başladı. Prensesle, başta matematik, geometri, tıp, felsefe, metafizik olmak üzere çeşitli bilim dallarından siyasete kadar pekçok konuda fikir alışverişinde bulundular. Prensese ithaf ettiği “Felsefenin İlkeleri” adlı kitabını 1644′de amsterdam’da yayımladı (Eser 1647 yılında Franzcaya çevrildi). Ardından Paris’e geçen Descartes, ünlü matematikçi ve fizikçi Pascal ile buluşarak, yeni çalışmalarını ve görüşlerini onunla paylaşma fırsatını yakaladı. Bu sırada, Fransa Kralı tarafından kendisine sunulan ikametgah ve yıllık gelir teklifini, çalışmalarını bağımsız ve esnek bir ortamda sürdürebilme maksadıyla geri çevirdi.

1649 yılında, “Ruhun Tutkuları” adlı kitabını tamamladı ve yayımladı. Aynı yılın Kasım ayında, eserlerinden çok etkilenen ve onun dehasından yararlanmak isteyen isvec Kraliçesi Christina’nın ricasını kırmayarak, ona uzmanı olduğu konularda ders vermek üzere stockholm’e yerleşti. Ancak kraliçenin talebi doğrultusunda derslerin, sabahın oldukça erken saatlerinde yapılması nedeniyle, hayatı boyunca geç kalkmaya alışkın olan Descartes’ın fizyolojik dengesi bozuldu. Bunun yanı sıra, yabancısı olduğu aşırı soğuk iklime uyum sağlayamayan vücudu bitkin düşerek zatürreeye yakalandı ve ünlü düşünür, 11-subat 1650 tarihinde, 54 yaşında hayatını kaybetti. Son sözleri, “İşte böyle ruhum, ayrılma zamanı geldi” oldu. Bazı araştırmacılar, aynı hastalıktan tedavi gören Fransa büyükelçisi Dejion A. Nopeleen’e hastabakıcılık yaptığı için, hastalığın Descartes’a da bulaştığını iddia ettiler. Ancak sonraları, doktor Eike Pies’in incelemelerine göre, ünlü düşünürün, kullandığı arsenik yüzünden vücudunun zehirlenerek zayıf düştüğü ortaya çıktı. Descartes’ın mezarı, 1667 yılında anavatanı olan Fransa’ya, Paris’e taşınmıştır.

Descartes, Batının o zamana kadarki düşünsel birikimini altüst etmiş; bilimde ve özellikle matematikte büyük gelişmelere neden olan düşünceleriyle yeni bir çığır açmıştır. Dinsel egemenliğin, anlamsız çatışmaların ve modern düşüncelere yönelik hoşgörüden uzak, bağnazca tutumların hüküm sürdüğü; aynı zamanda, Avrupa’nın düşünsel, sanatsal ve kültürel kabuk değişiminin gerçekleştiği bir dönemde yaşadı. Birçok alanda hayata geçirilen atılımlara, düşünce ve eserleri ile eşlik etti. Ortaçağı tarihe gömerek, modern bilimin rönesansını inşa edenler arasında yer aldı. Ulusçuluk anlayışının güçlü yükselişine rağmen, insanlığın “bilimsel düşünce” ile “akıl” ekseninde ortak bir paydada buluşabileceğinin altını çizdi. Felsefeye getirdiği farklı ve yenilikçi bakış açısıyla, modern felsefenin temellerini attı. Bu alandaki ilk çalışması, geometri, meteorlar, optik ve metot şeklinde dört bölümden oluşan “Denemeler” adlı eseridir.

Matematiksel çözüm yöntemlerini felsefeye uyarlamaya çalışan Descartes, temeli Yunanlı filozof Socrates tarafından atılan ve özellikle matematikle diğer pozitif bilim dallarında uygulama sahası bulan “tümevarım” metodunu, kendi düşünsel felsefesine adapte etmiştir. Mutlak bilgiye ulaşmakta, Antik Çağ Yunan düşünürlerinden kalan “şüpheci” (septisizm) bakış açısını yöntem edinerek, başta matematik ve analitik geometri olmak üzere, birçok alanda çeşitli buluşlar ortaya koymuştur. Tüm dışsal faktörleri bir kenara ayırarak, süpheci analizlerle, mutlak ve kesin doğru bilgilerin varlığını savunmuştur; ki ona göre, bu özelliği taşıyan tek şey “düşünce”dir. Doğruluğu tartışılamaz tek bilginin düşünce olduğunu; dolayısıyla diğer mutlak bilgilerin de bu düşüncelerden türediğini ortaya atmıştır. “Kuşku etmek düşünmektir” şeklinde bir çıkarımda bulunan Descartes, varlığı kesin olan tek şey düşünmek ise, düşünebilen bir yaratık olarak şüphe götürmez tek gerçeğin “varlığımız” olduğunu belirtmiş ve tümevarımsal bu bilgi kanunu, “Düşünüyorum, o halde varım” (Cogito, ergo sum; je pense, donj je suis) şeklindeki ünlü tümcesiyle ifade etmiştir. Elindeki bu ilk bilgiyi, sağlam bilgi olarak görmüş; artık yapması gereken tek şeyin, diğer bilgileri bu ham bilgiden türetmek olduğu sonucuna ulaşmıştır. Bu sonucun çıkış noktası ise, bireyin öznelliğidir. Çünkü, varlığı ifade eden düşünce, zaten bireyin kendisinde mevcuttur. Bu ham bilgiyle yola çıkan birey, diğer mutlak bilgileri bundan türetebilir. Düşüncenin zıddı ise, bedendir. Bu nedenle, dönemin hakim kıyafet şekli olan yeşil ipek giysileri bir kenara atarak, bedenini arka plana atmak istemiş ve düşüncenin baskınlığını simgesel olarak ifade etmek maksadıyla da, siyah giysileri tercih etmiştir.

Geliş açısı ile gidiş açısının birbirine eşit olduğunu keşfederek, optiksel yansımanın temel kanunlarını geliştirmiştir. Cebiri, geometri çözümlemelerinde kullanmış; “Kartezyen” teoremini ortaya atarak, analitik geometrinin gelişimine büyük katkı sağlamıştır. “Eğri”lerin sınıflandırılmasında, onları ortaya çıkaran denklemleri baz almıştır. Matematiksel ve geometrik problemlerin çözümü için kurulan denklemlerde, “x, y, z” gibi alfabenin çok kullanılmayan son harflerini bilinmeyen çoklukları, “a, b, c” gibi çok kullanılan ilk harfleri de bilinen çoklukları ifade etmesi için kullanmıştır.

Descartes, tüm çalışmalarında ve araştırmalarında, doğru bilgiye ulaşmak amacıyla, karmaşıklıktan uzak durmaya ve herşeyi basite indirgemeye çalışmıştır. Bulduğu her bilgiye kuşkucu bir tavırla yaklaşmıştır. Bu konudaki düşüncelerinden, 1637 yılında kaleme aldığı, “Metot Üzerine Konuşma”da bahsetmiştir. Bilim dallarının pratik hayattaki işlevlerinin birbirinden farklı olduğunu vurgulayan düşünür, sadece bazı ortak yöntemlerin farklı amaçlar için uygulanabileceğini öngörmüş, dolayısıyla bilimlerin birlikteliğini savunmuştur.

“Hiçbirşey keşfedilemeyecek kadar uzak olamaz” diyen Descartes, evrenle ilgili düşüncelerini de bu görüşü çerçevesinde şekillendirmiştir. Ona göre, evren bir bilmecedir ve çözümü olmayan bir bilmece yoktur. Bu doğrultuda ihtiyaç duyulan tek şey, doğru bilgilere sahip olabilmektir ki, tüm pozitif bilimler de zaten bu ihtiyaca hizmet etmek için varolmuştur. Döneminin alışkanlıklarının tam tersine, bütün bilimsel değeri olan kitapların Latince yazıldığı bir yüzyılda, eserlerini Fransızca olarak kaleme almıştır ve “sağduyu”su olan her insanın rahatça anlayabileceği kadar basite indirgenmiş bir dil kulanmıştır.

Descartes’a göre gerçeklik, özü düşünme olan bir “zihin” (soyut) ile özü evrende bir yer kaplayan ve göreceli büyüklüğü olan “madde” (somut) şeklinde ikiye ayrılabilir. Bu anlamda düşünür, her zaman için zihni maddenin önüne koymuştur. Onun düşünce sisteminde, birtakım kavramların, bilgilerin kaynağı, yaratılıştır. Yani bunlar, doğuştan gelen ve doğruluğu, varlığı tartışılmaz gerçek bilgilerdir. Ona göre, Tanrı, zihin ve madde kavramlarının varlığı kesindir ve doğruluğu su götürmez bu kavramlar doğuştan gelir; sonraki deneyimlerden kaynaklanmaz. Felsefede mutlak bilgiye ulaşmanın tek yolu, kuşku edilmeyecek, açık ve net bir önermeye ya da kavrama varıncaya dek, herşeyden kuşku duymaktır.

Fizik ve doğa kanunları ile ilgili çalışmalar da yapmış olan Descartes, 1644 yılında Latince olarak kaleme aldığı “Principia Philosophia” (Felsefenin İlkeleri) adlı eserinde, “Çevrimler Kuramı” adını verdiği teorisiyle, evrenin yapısı ve doğa kanunlarının işleyişi ilgili çarpıcı bilgiler öne sürmüştür. Ondan sonra gelen ünlü fizikçi Isaac Newton için bu teori, temel bilgi kaynağı olmuştur.

ESERLERİ:

Compendium Musicae (1618 / Isaac Beeckman’a ithaf ettiği, müzik teorisinin kuralları ve müzik estetiğiyle ilgili çalışması)

Rules for the Direction of the Mind (Aklın İdaresi İçin Kurallar / 1626-1628: İlk olarak 1684′de yayımlanmıştır)

Le Monde (The World / 1633: Descartes’ın doğa felsefesiyle ilgili ilk sistematik çalışmasıdır)

Discours de la méthode (Metod Üzerine Konuşma / 1637: Optik, meteor ve geometriyle ilgili ilk çalışmasıdır)

La Géométrie (Geometri / 1637: Descartes’ın matematiksel çözümlemeler üzerine kaleme aldığı başlıca yapıtıdır)

Meditationes de prima philosophia (Meditasyonlar ya da Metafizik Düşünceler / 1641)

Principia philosophiae (Felsefenin İlkeleri / 1644: Aristotales’in eserlerinin yerini alması isteğiyle, Latince olarak yazdığı eseridir; sonraları üniversitelerde okutulmaya başlanmıştır)

The Description of the Human Body (1647 / Ölümünden sonra yayımlanmıştır)

Les passions de l’âme (Ruhun Tutkuları / 1649: Bohemya Prensesi Elizabeth’e ithaf etmiştir)

Correspondence (Yazışmalar / 1657: Ölümünden sonra, Descartes’ın yayımcısı Claude Clerselier tarafından yayımlanmıştır)